Anti-faşizm ve Anti-militarizm İlkesi (Anti-faschism and Anti-militarism Principle)

Aynılığı, Tekbiçimciliği Öngören/Kapsayan/Pompalayan/Teşvik Eden İdeolojilere Karşı Olmak: Anti-faşizm, Anti-militarizm

            Faşizmden, militarizmden, aynılığı, tekbiçimciliği öngören/kapsayan/pompalayan/teşvik eden ideolojilerden ne anlıyoruz?

“Militarizmi sadece bürokrasi, ordu ya da devlet politikaları üzerinde tanımlamak yeterli değildir. Askeri hiyerarşi eve, topluma yansıyabilir. Çünkü militarizm, hiyerarşinin olduğu her alanda var. Biz kadın örgütleri, bunun önüne geçmeyi istiyoruz. Çünkü bizler dayanışarak çalışıyoruz.”

“Faşizm, evimizde de var aslında. Eve akşam gelsek bile, kocalarımız bizlerden kahve yapmamızı bekleyebiliyorlar; “hayır” dediğimizde sinirlenebiliyor.”

“Erkek çocuklarımız bir taraftan askere gitmek istemiyorlar bir taraftan da vicdani retçi olma cesaretleri yok. Kocalarımız asker kaçağı. Dolayısıyla da devletin faşist politikaları eve çok ağır bir biçimde yansıyor. Bu yansımanın bir diğer sonucu olarak da ezme-ezilme ilişkisine dayanan askerlikten sonra evlerimizde “bu adamlar bizleri de ezecekler mi?” korkusu çok belirgin bir şekilde yaşanıyor.”

“Faşizme dair önce kendimizle mücadele etmemiz gerekiyor. Bir taraftan şiddete karşıyım derken diğer taraftan kendi şiddetimizi görebiliyoruz. Dolayısıyla da önemli olan, kendi hayatımızdaki faşizmi anlamak.”

“Faşizm çoçukken giriyor hayatımıza; kol boyuna göre sıralanıyoruz, her sabah andımızı okuyoruz.”

“Kamusal alanda kadına yönelik geleneksel aile içi rolleri eleştiriyor olsak bile özel alanda “izin almak” kelimesini kullanabiliyoruz. Yani kadın çalışmasının içerisinde olsak bile kimi zaman patriyarkanın uygulayıcıları olabiliyoruz. Çünkü eleştirdiğimiz sistemin birer parçalarıyız, bu sistem içerisinde yetişiyoruz. Örneğin, toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden yetişen biz kadınlar, kendimizi evlenmek üzerinden tanımlayabiliyoruz ve çeşitli tahakküm biçimlerine karşı durduğumuzda bile kaçışı, yine evlenerek yapabiliyoruz. Aynı bu örnekte olduğu gibi, hayatımızda şiddetin normalleşmiş olduğunu farketmiyoruz bile, şiddet uygulayan kişi bile savunmasını “herşeyi yapabilirim, ben de insanım” üzerinden yapabiliyor.”

Aynılık; örgüt içinde birbirimizi birbirimize benzetmeye mi çalışıyoruz? Yine örgüt içinde çoğunluk, farklı olanı kendilerine benzetmeye mi çalışıyor? Yoksa hepimiz farklılıklarımızla birlikte kadının insan hakları ortak paydasında mı birleşiyoruz?

Bu tartışma çerçevesinde sonuç; örgüt temelli farklılıklarımız olduğu. Ortak payda bulmaya çalışırken toplumun dışında da var olamadığımız ve sanki birbirimizi birbirimize benzetme derdimizin de farkında olmadan oluşuyor olması. Sonuçta patriyarkal ve militarist bir toplumun birer parçalarıyız.

Farklılık “kötü olmak” üzerinden tanımlanırken bir yandan da kabullenme mekanizması olarak “kötünün iyisi” gibi bir tanım kullanılıyor. Örneğin; “Aleviymiş, Kürtmüş ama iyi biri” ya da “feministsin ama güzelsin.”

            Sol örgütlenme içerisinde yer alan kadınların deneyimleri;

“Örgüt içerisinde faşizme karşı mücadele ederken kendi içimizde sorgulama yapmıyorduk, bir diğer ifadeyle, örgütlenmenin kendisinin faşizan söylem ve(ya) politikalarının farkında değildik. Çünkü “illegal” olmak sorgulamamayı gerektiriyordu. Dolayısıyla zamanında içerisinde bulunduğumuz sol örgütler, faşizme karşı mücadele eden faşit örgütlerdi.”

            Savaşı önlemek kadınlara mı düşüyor?

“Ülkede bir savaş var ve bu süreçte acı çeken kadınlar. Diğer yandan da barışı sağlamak kadınlara düşüyor şeklinde bir algı var. Ancak savaşan bizler değiliz, dolayısıyla da barışı biz yapamayız. Savaşın bedelini ödeyen bizler olmamalıyız.”

            Mahalle kültürüne dair;

“Muhafazakar(laşan) bir yerde oturmak; yalnız bir kadın olarak eve geliş ve gidişin apartman görevlisi tarafından çıtlatılması… Bu “komşunun namusu olma” durumunda “sanane” demek, kontrol mekanizması işlerken çok da kolay olmuyor.

Kimi zaman da faşizan tavrı şu şekilde yaşıyoruz: Bu “kollama,” ötekinin “namusu” olma, herkesin bir “ağabey” olması durumunu; “orada (genellikle kadın örgütünde) olmasan daha iyi olur, oraya yakışmıyorsun” tavrında görüyoruz.”

            Türkiye’de sivil olmak nedir çalışmasının yapılması önerisi

“İnsanlar STK olmamın ne olduğunu bilmiyor. Sürekli bir ne tarafa yakınsın, kimdensin algısı var insanlarda. Bu ikilem daha çok “devletten mi yoksa sol örgütten yana mısın?” da karşımıza çıkıyor. Her yerden bağımsız olma durumu benimsenemiyor ve(ya) kabul görmüyor.”

            Metin;

Faşizm ve militarizmin gündelik yaşamda normalleştirilmesi doğrudan cinsiyetçi şiddetle bağlantılı. Faşizm ve militarizm mikrodan makroya kadar gündelik yaşamda şiddetin yeniden üretilmesinde belirleyicidir. Bu nedenle faşizmin ve militarizmin her türlüsüne karşıyız.

1. madde: Bilgi ve deneyimi değersizleştirmeden her türlü hiyerarşi ve tahakküm pratiğine karşı olmak.

Hiyerarşinin eşitsizliğe, tahakküme dönüştüğü noktanın çok sorunlu bir alan olduğunun belirtilmesi çok önemli. Aynı zamnada farkında olmadan kimi zaman birbirimize şiddet uyguladığımızı, çünkü şiddetin egemen olduğu bir toplumda yaşadığımızı, o toplumda büyüdüğümüzü, dolayısıyla bir yandan içimizdeki şiddeti sorgulamanın önemine vurgu yapmamız gerekirken bir yandan da iki insan şiddet uygularken şiddetsizliğin dili üzerinden nasıl müdahil olabiliriz’i konuşmanın gerekliliği vurgulanmalı. Peki şiddetsizliğin dili üzerinden nasıl müdahil olunabilir?

1. Alternatif dil yaratılabilir

2. “Sen şu an şiddet uyguluyorsun” deyip şiddet uygulayanda farkındalık yaratılabilir

3. İktidar her zaman kötü değildir. Dolayısıyla iktidarı kullandığımızda karşımıza çıkan hiyerarşi ne zaman karşıdakini ezmeye dönüşüyorsa, o zaman faşizmden konuşulabilir.

2. madde: Herhangi bir nedenle gözetleme ve denetleme politikalarına/uygulamalarını reddetmek. Somut örnekler; mahallede denetleme, gözetleme, herkesin bir “ağabey” olması; komşunun namusu olma; telefonların dinlenmesi ve mobese kameraları

3. madde: Önyargılarının ötekileştirici uygulamalara yol açmasını reddetmek. Önyargıları bilinçaltının dışavurumu olarak tanımlarsak bir insandan tamamen bütün birikimlerini sıfırlamasını beklemek pek mümkün değil. O nedenle ötekileştiren önyargılara karşı olduğumuzun altı çizildi.

4. madde: Herhangi birinin bir diğeri üzerinde her ne nedenle olursa olsun baskı kurmasını ve bu baskıyı normalleştiren her türlü ifade ve uygulamaları reddetmek. Burada faşist ve militarist politika, söylem ve sembollerin normalleştirilmesinin, sivilleştirilmesinin sorunlu olduğunun altı çizildi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s